26.2.10

İlham kaynağı LADY GAGA



Brit Awards'ın ardından bizim Lady Gaga herkese ilham kaynağı olmuş. Kargaların GAGA'larını tarlasından uzak tutmak isteyen çiftçiler bu yönteme başvurmuşlar. Çiftçiler de artık modayı yakından takip eder olmuşlar. GAGA sağolsun :)

Zamansız moda, evladiyelik dedikleri bu olsa gerek!


Dekorasyonda kullanılan bazı kıyafetler vardır. Bir şaheser gibi görünür, kıyafet çerçeveletip duvara falan asılır. Ama Daphne Guinness ile birlikte çerçeveletip asmak  hatta biraz da ''dafne'' yaprakları serpiştirdiniz mi mis gibi olur.. Dekorasyonda ''dafne'' çiçeği gibi açar resmen.
Giyim, zevk göreceli kavramlardır kanımca.
Ama bazen sataşmadan edemiyorum işte.

Sevgili Vogue'çum :)


Yok daha gelmedin bana biliyorum. Şu anda arkadaşımın güvenli kollarında bana gönderilmek üzere beklemektesin. Ben de sana ulaşacağım güne kadar sana göz atanları okuyorum. Bak Melis Alphan burada, StyleBoom da şurada senden ne kadar güzel bahsetmiş.
Yaa nasıl desem daha sana kavuşmadan tutuldum aşkına.

Nikoncuğumla aynı zamanda buluşursak seni onunla fotoğraflayacağım tamam mı canım. Ayy az kaldı az.. Selametle gel inşallahh :)))

sevgiler,
vintage peony.

25.2.10

2010 İstanbul moda haritası

Bugün telefonumun  kıpır kıpır  ''jai ho'' çalışıyla uyandım. Canım arkadaşım E. arıyordu; efendim E. diye açtım,  Vogue'u aldım dedi!!!!!!!!!!!!! neeeee???? Şaka mı yapıyosun kızıııım fılan oldoooomm!!!! hemen uykum açıldı, bi çığlık bir kıyamet, yüzümde kocaman bir gülücük ve şaşkınlıkla kalktım yataktan. B. 'ye bi sarıldım bi sarıldımm, o da benimle sevindi(çünkü o da üzgündü bu vogue yüzünden). :) Caaanım yurdumdan gelirken getirdiğim sucuk, ezine peyniri ve ananemin yaptığı muhteşem zeytinlerle süpper bi kahvaltı hazırladım. Bu arada bugün tatil günü.
Ne kadar mutlu olduğumu sana anlatamam blogcum...!!!!!!
Kelimelerin kifayetsiz kalması bu olsa gerek :)
***
Türkiye'ye gitmeden önce alışverişe ve gezmeye o kadar konsantre olmuştum ki, bu yazımda bahsettiğim krokileri,haritaları hazırlamıştım. Ama öyle basit bir çalışma değildi. İstanbul'dan Libya'ya döneceğim gün  artık ihtiyacım yok diyerek o dökümanları çöpe fırlatmıştım(atmasaydım fotoğraflayıp koyardım). Dergi alışverişimi en son güne saklamıştım, çünkü Türkiye'deyken bakmaya imkanım olmayacaktı ve olmadı da aslında. Libya'ya dönüş uçağında ELLE dergisini karıştırırken işte bunlarla karşılaştım ve şok oldum. ELLE benim ihtiyacım olan kroki ve haritaları benim için hazırlamış zaten.Ben boşuna bunlarla zaman harcamışım dicem ama sevdiğiniz can attığınız bir konuda araştırma yapmak,bilgilenmek ve hazırlanmak apayrı bir keyif. :) Ama ben dergileri herşey bittikten sonra aldığım için biraz geç kaldım. İstanbul'dayken kaldığım arkadaşım S. şimdi bu haritaları görünce eminim çok gülecek :)




Yakından görmek için resme tıklayın.

çok saçma!

Size burdan bir ton saçma şey sıralayabilirim... İşte sadece birkaçı.
1.Özel 1000 adet Vogue baskısı.
2.Taaa Afrika'dan o sayıyı bulabileceğim hakkındaki büyük büyük büyük umudum.
3.Benim gibi Vogue çılgını (ya da değil herneyse) kişilerin düzinelerce o dergiden alması.
4.Bütün gün işyerinde sırf bu yüzden, bunalım takılmam ve portishead dinlemem(ankaralı turgut dinlicek değiliz heralde).
5.Vogue'un ilk sayısı ile ilgili  ''öngörü''mün doğru çıkması.
6.Şuan tv'de American Idol yarışmasının açık durması.
7.Aylardır peşinde koştuğum Nikon kamera siparişimin alınmış olmasına sevincimin bu Vogue hayal kırıklığının gölgesinde kalması.
8.En önemli madde de bu bence ; Neden bu konuda kadar üzüldüğüm, hatta sonunda gözyaşımın yanağımdan süzüldüğü...
9.Beklentilerimi neden biraz daha alçakta tutmamam!
10.Türkiye'nin herhangi biryerinde olsaydım, hiç tereddütsüz sabahın köründe o standın başına dikilecek olmayı düşünmem(kesin giderdim o ayrı)
11.Böyle acıklı bir post yazmam.
12.Madde yazdıkça daha da zırvalayacağım belli ki.
Stop!

23.2.10

Vogue ilk heyecan..

Vogue Türkiye hakkında zaten bir yazı yazmayı düşünüyordum. Ama bu haberi okuyunca çok üzüldüğümü söylemeliyim.
Vogue' un ilk sayısını, ilgisi olmayanların bile satın alıp bir köşeye kaldırmalarını, dünyanın 1 numaralı dergisinin Türkiye'de çıkan ilk sayısının heyecanını yaşamasını yazacaktım. Eh sadece 1000 kişi için hazırlanmış bu özel basımı kaçırmayın artık!!!!



''VOGUE Türkiye'nin ilk sayısından 1000 adet dergi, özel olarak numaralandırıldı. Numaralı baskılar, tüm dergiler bayilere ulaşmadan önce tek bir noktada satışa sunulacak.     

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de, VOGUE koleksiyonu yapan pek çok takipçi olduğunu bilen Vogue Türkiye, numaralandırılmış baskıları onlar için hazırladı. Bu özel sayılar dergi piyasaya çıkmadan 20 saat önce meraklılarına ulaşacak ve standa gelen ilk 1000 koleksiyoner bu sayılara sahip olabilecek.
24 Şubat Çarşamba, saat 13.00?ten itibaren İstinye Park markalar caddesinde özel hazırlanan VOGUE TÜRKİYE standında satışa sunulacak ve 28 Şubat Pazar akşamına kadar açık kalacak.


Derginin ilk sayısında emeği geçen ekip, aylardır heyecanlı bekleyiş içinde olan tüm VOGUE Türkiye takipçileri için saat 13.00-15.00 arasında İstinyePark markalar caddesindeki VOGUE noktasında bir araya gelecek. ''

Beni boşverin, ben en ''imkansız'' yerdeyim. Sahip olduklarımla şükretmiyor değilim yanlış anlaşılmasın. Sadece o sayıya sahip olamayacağım için şu anda çok çok üzgünüm...

Korse'nin tarihçesi

Victoria döneminde yani 1830’larda korse tıbbi bir zorunluluk olarak kullanılıyordu. Çok narin vücutlu kadınları tutmak için gerekli görülüyordu.


Yavaş yavaş bu giysiler uzatıldı ve daha sıkı hale geldi. İçinde balina kemiği ve çelik materyaller bulunan bu sıkı korseler ile genç kızlar uzun sure oturduktan sonra başkasının yardımı olmadan kalkmakta güçlük çekiyorlardı. Uzun ve derin nefes alamdıklarından dolayı çoğu zaman bu Victoria dönemi kadınları sık sık bayılıyorlardı.

Korseyi sıkı bağlamak güçlü, gevşek bağlamak ise zayıf ve gevşek kadın olarak görülüyordu. Sıkı korse bağlayan kişiler erdemli kılındı. Bir kadın kendini şehvetli erkeklerden koruma aracı olduğunu bile savundu..

Shakespeare, korselerin kadınlar için rahat olmadığını düşünüyordu.

İşçi sınıfı kadınlar (özel günler dışında) ev işi yaparken dantelli ve sımsıkı korseler yerine daha sad eve daha gevşek korseleri tercih etmeye başladılar. Bundan sonra üst-düzey hanımefendiler ve işçi sınıfı kadınların giydikleri korseler olmak üzere 2 çeşit üretildi.

Korse modern dünyanın büyük çoğunluğu tarafından ilginç bir giysi ya da bir iç çamaşırının garip bir parçası gibi görülmüştür. Kadınların daha güzel görünmek için uzun ve sımsıkı korseleri giydiklerini hepimiz biliyoruz. Bunlar tarihteki kadınların güzellik için herşeyi yapabileceklerinin mümkün olduğunu bizlere açıkça gösteriyor. Zaten modanın en ilginç dönemi 1820-1910 yılları arasıdır. Ama aslında korsenin başlangıç tarihi orta çağlara dayanır. Kadınlar vücudu şekillendirmek için sargı bezi gibi uzun şeritler halinde kestikleri ya da hazırlattıkları kumaşları bellerine sımsıkı sararlardı.



Korselerin en yaygın kullanımı 19. yüzyılda oldu. Düşük, orta ve yüksek sınıf kadınların hemen hemen hepsi korse giydi.
Korse giymek ve çıkarmak kolay bir iş değildi. Hayat kolaylaştırıcı düğmeler çıkmadan önce kadının korseyi giymesi ve çıkarması için birinin yardım etmesi gerekirdi.

Peki bu korseleri sıktığınızda belin kaç santim olduğunu biliyor musunuz? Bazı raporlara gore 35-45 santim hatta 30 santim ölçüde bele bile rastlandığı belirtilmiş. Bu ince bel ölçülerinin fantazileri de temsil ettiğine inanılıyor. Müze kolleksiyonlarındaki 1860-1910 yılları arasındaki korse ölçüleri 50-55tir. Ayrıca korselerin bağcıklı olduğunu da belirtmek isterim.

Takibinde çıkan sıradan korseler çok sıkı olmamakla beraber hem elastikli hem de dantelliydi. Bu korselerin büyük avantajı yardım gerektirmeden giyilip çıkarılabilmesiydi. Artık Kadınların hizmetççilerine ya da kocalarına ihtiyaç yoktu.

Sıkı ve dantelli korseler geçmişten günümüze fetiş rolü oynamaya devam ediyor.
 Bkz. Dita Von Teese :)

22.2.10

ÇavBella


Dün Londra'da düzenlenen 2010 Bafta Ödül Tören öncesi gösterilen kırmızı halı röportajlarını seyrediyordum. Derken gözüme Kristen Stewart takıldı. Yağmurda şıpır şıpır ıslanırken bir yandan da imza vermeye çalışıyordu, zaten yağlı ve dağınık saçlı görünümüne bir de yağmur tam tuz-biber olmuştu. İmza merasimden sıkılan ve sanırım biraz da sinirlenen Bella, 2dk sonra kendini Duncan ile röportajın ortasında buluverdi. Chanel straplez elbisesine zor da olsa sığdığı belliydi. Asi ve punk'çı kız Kristen acaba bu merasimlerden sıkılıyor muydu acaba?

21.2.10

tv


*Uzun zamandır kitap okumadığım gibi tv izleyesim de pek yok(aşk-ı memnu dışında).
*5 çayına aldığım yıllanmış bayat bifa büskivilerini ancak çaya banınca yiyebiliyorum.
*Bu arada dün spora gittiğimi unutmadan yazayım. Spor dediğin 1 kerelik bişi değil tabii ki.Aslında gittiğim günleri yazarsam belki daha çok gaza gelirim..
*Tr'de getirdiğim dekoderi bizim tv ye takınca hemen çalıştı. Akşama sinema kanallarından sinema beğenicem oh..
*Bulunduğumuz şehirde sadece 2 lokanta ve birkaç dönerci var. Lokantanın 1 tanesinin sahibi Türkmüş. Çok güzel kebap yapıyorlar. Bugün gidecektik de yarına ertelendi.
*Bunları neden yazdığımı ben de bilmiyorum zaten, boşver :)

alexa chung


Britiş Vogue tarzını çok beğendiğimiz Alexa Chung ile ''today i'm wearing...'' projesi başlatmış. Biz de ne giymiş, ne giymemiş çok meraklı değiliz ya hani olur da bakayım derseniz diye buradan bakabilirsiniz. Sitedeki Fotoğrafların kalitesiz oluşuna ve Alexa'nın ezik duruşuna pek fazla değinmeyeceğim. İkon oluşu münasebeti sebebiyle postumuzu minimum eleştiri ile sonlandırıyor ve fotoğrafıyla sizleri baş başa bırakıyorum saaayın blog sakinleri..

19.2.10

36 derece!!!!!!!!!!!!



Başlığı görünce dayanamayıp;
*OMG!!!!!
*amaneyy
*neee???
*ohaa fılan oldooom
dediğinizi duyar gibiyim..
Bugün feci sıcak burası.
~~
Temmuzda 80 dereceli postlar yazıciğim malesef gönül dostları.


18.2.10

support yourself!


Spor yapamıyoruuum!!
10 adımlık salona gidemiyorum bir türlü---
Ya hastayım ya yorgun.
Acaba kendimi mi kandırıyorum?=^'!
Eğer kandırıyorsam şuraya, yok gerçekten hastaysam buraya.
İyileşince en azından langırdatıcam söz.

17.2.10

bugün ne giymedim?


lancome



Göz altı morlukları hepimizin kabusudur ve bu konuda birçok kapatıcı bizi tatmin edemez.Kapatıcılığı yeterli gelmez veya topaklanma yapabilir.
Lancome Effacernes göz altı kapatıcısını bana çok sevdiğim bir arkadaşım tavsiye etmişti, ben de şimdi size ediyorum. Fiyatı biraz yüksek ama bu tüp 1 yıl gidiyor, yani çok bereketli, kullan kullan bitmiyor. Ben genellikle göz makyajımı(günlük bile olsa) yoğun yapmayı, dudaklarda hafif ışıltıyı tercih ediyorum. Göz makyajına çok önem verdiğim için ve yorgun görünmesin diye bu kapatıcıyı kullanıyorum.

Hypnoze rimeli bilmeyen yoktur. Ben yeni aldım ve acaip sevdim, kirpikleri çok güzel kıvırıyor ve dolgun gösteriyor. Süper süper.
Aklınıza gelebilece birçok konuda şahane tavsiyeleri ve önerileri olan salincaktaikikisi'yi sürekli okurum.Onun önermediği ya da memnun kalmadığı ürünleri almam. :) Çünkü kozmetik konusu sizin olduğu kadar benim için de çok önemlidir. Mutlaka sorar soruştururum..






who doesn't??


16.2.10

evde giydim




Malumunuz bulunduğumuz memlekette böyle dikkat çekici şeyler giyilemediğinden ötürü velkelam Türkiye'deyken talan ettiğim mağazalardan topladığım cicileri sadece evde giyebiliyorum. Daha önce ki şu yazımda olduğu gibi bu tip postlar size similarize(benzerize yada benzer anlamında Tdk'ya ekledim) gelebilir.

Siz de kafanıza gossip girl ya da hippi hair band'dan başka bişi takmayın!

bugün ne giymedim


15.2.10

broş


Retro, vintage ve military olanları favorimdir.
Vintage görünümlü pek fazla seçenek göremedim polyvore'da.
*Merakım önce farklı ülke ve şehirlerin rozetleriyle başladı, şimdi broşları daha çok beğeniyorum.. Elbiseye, cekete, bazen tişörte bile farklılık katıyor.

vintage hava sahası



14.2.10

modcloth-vintage essentials











Modcloth'tan sizin için seçtiklerim..
Vintage görünümlü elbiseler, bayıldımm!

Haydarpaşa Garı



Haydarpaşa Limanı diyorum ben ona, halbuki adı 1908'den beri Haydarpaşa Garı.
Belki ilerde Liman olur..
Eski kiliselerden camii yapıyorlar, bakarsın garı da liman yaparlar nemelazım?!

the life.

Life is not measured by the number of breaths that we take, but by the moments that take our breath away.

havuç pantolon


Ne zamandır havuç pantolon istiyordum. Türkiye'ye gidince deneyip, alma fırsatım oldu.
Tahminimden daha güzel durdu.
Çok mütevazıyım değil mi :)


13.2.10

binbavul vintage






İstanbul'a gitmişken Galata'ya uğramadan olmazdı.
Aslında bu hazineyi sizinle paylaşmamalıydım ama... Oldu artık. :)
Vintage'ları bitirecekler diye korkuyorum çünkü, vintage aşkı böyle birşey.
Galata kuledibi civarında bir dükkan binbavul.
~~



aa bu çiğköfteler araya nasıl girmiş ?
yum yumm
alkollü bira hem de :)

NR.39




İstanbul'da bayıla bayıla gezdiğim bağdat caddesindeki miniminnacık dükkan NR.39 hepsini çok beğendim ama 1 gün önce başka bir güzele(pabuç) gönlümü kaptırmıştım...

Vintage Peony Libya'dan bildiriyor..


Sabah el-hayr (Günaydın)
''Yediğin içtiğin sana kalsın bize gördüğün yerleri anlat vintage'' dediğinizi duyar gibiyim.
Fırtına gibi geçen Türkiye tatilinin fotoğraflarını ^sudan çıkmış balık^ durumundan kurtulup, adapte olunca daha fazla koyacağım.

*Öncelikle tatilin anlam ve önemini belirten ''İZMİR'Lİ BLOGGER'LAR BULUŞUYOR'' fotosunu koyarak başlayayım istedim.
*Çarşamba günü 19.10 sularında geç kaldığım için panik yaptım, ama Sevinç Past. önünde bir topluluk görünce hemen anladım, dedim bizimkiler buluşmuş hehehe
*Herkes şıkır şıkır giyinmiş tabi :)
*Tanışma faslını bitirince baktık başka gelen yok, Has kahve evi'ne doğru yol aldık ama yer olmadığı için yanındaki BiYer cafeye oturduk
*Buluşmaya gelenler;
*Eh bu kadarımız toplanınca tabi ki kritikler, fotolar ve sohbet çok güzeldi.
not: Bizi kaçıracakmısınız yoksa Sechill'i de bekledik ama gelmedi.

:)





alexander mcqueen



Dün akşam haberlerde görünce ben de sizin gibi çok şaşırdım ve çok üzüldüm..
Moda'nın dahi çocuğuydu demek az kalıyor, o benzersiz biriydi..

8.2.10

moda haftasının modası geçmeden..






Herşey medeniyet ve canım yurdumun mamullerini uçakta götürerek başladı.Libya'dan ayağımın çöl kumuyla  17.30 gibi İstanbul'a indim.Hırs yapıp, araya kebir kişileri sokup bir şekilde, yani gerçekten zor da olsa istanbul fashion days'a girdim.Beni karşıladığı ve benimle ilgilendiği için siu' ya çok teşekkürler.
defileyi yorumlamayanları dövdüklerinden ben de 2 çift laf edeyim madem..
~santral İstanbul çok güzelmişşş..
~Meg Ryan çok ilgiyi görünce topuklamamış meğer. Zaten sözleşmede de sadece açılışa katılacağı yazıyormuşşş.
~Koton by Hakan Yıldırım görülmeye değerdi,zaten çok güçlü bir haber kaynağına göre en gidilesi ve görülesilerdenmişşş..
~Yüzünü gizleyen çok gizemli nam-ı değer blogger'ı daha fazla merak etmenize gerek yokmuşşş, fotoğraflarda gizlediği yüz aslında gevik çeneli,mağrur bakışlı bir ifadeye sahipmişşş..  
~Defile sonrasında bizi enerji müzesinde yapılan partiye(2. foto)  davet ettiler.Davet bize özel olmamakla beraber herkesin vapura binmiş gibi sallanmasından sıkılıp iconjane ile oradan ayrıldık. 
~Nihayetinde hoş ve değişik bir akşamdı benim için.

~~

Bu sabah en şiddetli kıvamda migren ağrısıyla uyandım, ağrı kesici bir iğne kokteyli sayesinde kendime ancak gelebildim ve arkaşım ile taşı toprağı altın şehir İstanbul turuma başladık efenim...
Ama şimdi çok uykum var zZZzzz.......

5.2.10

evet yarın akşam ben de oradayım!



Çok sakin bir post gibi gelmesin size..
*
Kalbim yerinden fırlayacak diye korkuyorum :)
Açılın şöyle bakim, kokteyl'e geliyorum!
*
Bol fotoyla döneceğim sevdiceklerim
*
sevgiler, vintage peony..

4.2.10

pinko spring 2010

Ailenizin ve Pirelli'nin fotoğrafçısı Terry Richardson Pinko spring 2010 ile karşınızda.
Bu sezon 'military ceketler yıkılıyyoo' dan evvel ben hep sevmişimdir Military ceketleri. Hatta sanki  blazer ceketlerimin hepsini militaryleştirmem gerekmiş gibi huy da edindim.

*

vintage gözlükler



Biz, yani bağyanlar çanta ve ayakkabılar kadar olmasa da gözlüklere de tutkuyla bağlıyız..
*Vintage gözlük koleksiyonum var benim.
Bu kolajdaki gözlükler polyvore'den beni ilgilendiren yanı ise vintage'ları hiç aratmıyor olmaları.
Neredeyse hepsi yeni sezon.

3.2.10

gitcem,görcem,buluşcam,yicem,içcem!



Türkiye'ye geleceğim için acaip heyecanlıyım..
Ama bir yandan da sevgilimden ayrılıyorum diye içim buruk..
*
Habire plan, program, to do listler karalıyorum. nerelerde neler var bakıyorum, haritalara bile baktım uzunca bi süre :)
Yapmak istediğim o kadar çok şey var ki..
Hepsini birkaç güne sığdırmaya çalışıyorum.
*
 Pazar ve pazartesi İstanbul'u arşın arşın gezip,
 Salı günü İzmir'e gideceğim.
 Çarşamba Sevinç'te blogger arkadaşlarla buluşup,
 Perşembe tekrar İstanbul'a, İstanbul'dan Tripoli'ye.
 Cuma ise sevgilimin yanında olacağım!!!!

ayhh çok yoğun bir program gibi  :)
ama;
Birşeyden eminim, Herşey harika olacak!!!

1.2.10

Vintage Peony 07.02.2010'da İstanbul'u ardından İzmir'i sallamaya geliyor


İniş takımlarınız hazır mı bloggers.................

pier.vintage.alsancak.pasaport.şeymel.dunkindonuts.mango.haskahve.dergi.dolcegabbana.petshop.barbie.istiklal.reyhan.terkos.linguni.lazy.elle.topshop.kordon.zara.ipod.mcdonalds.siu.bira.matissera.beyoğlu.reneé.nikon.decaf.tuval.hamam.şarap.kızlarağası.siyah.battalbey.kitap.lush.laptop.